Ana içeriğe atla

DasDas'tan Joseph K.



İçinden çıkılmaz döngü


Franz Kafka’nın Dava’sının  21.yüzyıl uyarlaması olan Joseph K. İngiliz yazar Tom Basden tarafından kaleme alınmış, Türkçe’ye de İlksen Başarır tarafından çevrilmiş. Oyunda Joseph K. karakterini Mert Fırat canlandırıyor diğer oyuncular ise Didem Balçın, Onur Dilber ve Özgün Aydın. Mert Fırat dışındaki diğer üç oyuncu dış görüntülerinde ve ses tonlarında sadece birkaç değişiklik yaparak birçok farklı karaktere muazzam bir şekilde bürünüyor.

Joseph K. bir bankada üst düzey yöneticidir.  Otuzuncu yaş gününün olduğu zaman evinde sporunu yaparken ve sipariş ettiği pizzasını beklerken iki kişi gelir ve Bay K.'ya tutuklu olduğunu söyler. Bay K. ilk başlarda panik halinde ve şaşkın bir şekilde durumu anlamaya çalışır hatta sonraları kamera şakası olduğunu düşünür ancak durum düşündüğü kadar basit olmayan bir döngüye sokar onu. Artık sebebini bilmediği bir girdabın içindedir. Bay K. daha sonra birçok kapıyı çalar ancak karşılaştığı bütün karakterler absürttür, hiçbir şekilde şikayette bulunamaz ve sürekli dalgaya alınır. İşte bu noktada insana gereken değerin verilmediğini anlıyoruz. Kendi davasını bile savunmada kendi düşüncelerini, kendi kişisel özelliklerini dile getiremiyor Bay K.

Oyunda Bay K. sürekli belirli güçler tarafından labirentin içinde sıkışmış durumda. Dava açıldığından beri telefonuna el koyuluyor, pasaportu iptal oluyor, iki kişi tarafından takip ediliyor, musluklarının yeri bile değişiyor soğuktan sıcak, sıcaktan soğuk akıyor duvara sıkışmış durumda Bay K. 
Oyun kara mizah yüklü... Güldürüyor ancak güldürürken ben neye gülüyorum diye insan kendi içinde bir düşünceye çıkıyor. Oradan oraya savrulmuş ve gittiği kapıların dalgacı bir şekilde yüzüne kapanan Bay K. iktidar, yasa ve devlet üçgeninin kurbanı olmuş durumda.

DasDas; seyirciyi birebir içine alan ve oyuna, oyuncuya daha yakın olmamızı sağlayan bir sahne…

DasDas İstanbul Anadolu Yakası, Watergarden Ataşehir'e kazandırılan büyük bir nimet. İçerisinde tiyatronun yanında müzik, mutfak ve atölye de var. Sanatseverlere http://dasdas.com.tr/  adresinden etkinliklere bir bakın derim. Ayrıca tiyatro sahnesinin en çok beğendiğim tarafı sahnenin ortada ve seyircilerin sahne etrafında oturuyor oluşu. Bu Kadıköy Moda Sahnesi’nde de böyleydi ilk olarak orada bir oyun izlemiştim ve bu sahne etrafında adeta büyülenmiştim hatta keşke bir çok yerde de aynı düzen olsa demiştim. Seyirciyi birebir içine alan ve oyuncuya, oyuna daha yakın olmamızı sağlayan bir sahne ... Oyunda çok fazla dekor yok yerde iç içe geçmiş bir yuvarlak görüyoruz bu da bize aslında Joseph K’nın içinde bulunduğu durumu açıkça ifade ediyor. “İçinden çıkılmaz döngü, labirent, sistem...” 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sahnenin her yerine dokunan bir dev: Nick Cave

Sahnenin her yerine dokunan bir dev 10 Temmuz Salı akşamı KüçükÇiftlik Park sahnesinde dondurup tekrar tekrar yaşamak isteyeceğim bir geceyi yaşadım. Deneyimlediğim en muhteşem konser gecesiydi uzun zamanda üstüne hiçbir isim çıkamayacak eminim. Bu geceye ‘konser gecesi’ demek aslında hafif kalır. Gece; bir hikâyeydi, bir romandı, bir başkaldırıydı, bir umut ve bir haykırıştı. Bir konsere ‘roman gibi konser’ diyeceğim aklıma gelmezdi. Ama evet 25. İstanbul Caz Festivali kapsamında İstanbul’a 17 yıl sonra tekrar gelen Nick Cave konseri benim için her sayfasında, her şarkısında ayrı heyecan yaşadığım bir romandı. Nick Cave & The Bad Seeds tam 21.30’da sahnede yerini aldı, bizleri selamladı ve romanın ilk sayfası ‘Jesus Alone’ ile açıldı. ‘Skeleton Tree’ albümü Cave’in oğlunu kaybettikten sonra çıkardığı hüzün dolu bir albümdü. Cave ikinci şarkısını da o albümden seçerek ‘Magneto’yu seslendirdi. Altıncı şarkısı ise benim beklediğim şarkı ‘Let Love In’ albümünden ‘Red Rig...

Sakıp Sabancı Müzesi’nde günü dondurup geçmişe yolculuk

Sakıp Sabancı Müzesi’nde Kalıcı Koleksiyon sergilerinden “Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonu” sergisi görülmeye ve üzerinde düşünülmeye değer. “Bir kuruluşun başarısı ve kalıcılığı yalnızca ekonomik değerlerle değil, aynı zamanda sanat, kültür ve eğitim  alanlarına sağladığı katkıyla ölçülebilir” diyen Sakıp Sabancı, başta ünlü hattatların güzel yazı örnekleri ve Kuran-ı Kerim nüshaları olmak üzere, sanatlı el yazma kitaplar koleksiyonu yapmaya Sultan II. Mahmud’un yazmış olduğu bir levhayı satın alarak başladı.  Koleksiyon 1980’lerde daha çok zenginleşince Sabancı ve ailesi koleksiyonu güçlendirmek ve müze oluşturmak için adımlar attı. İstanbul’un Emirgan ilçesinde bulunan Atlı Köşk, 1998’de müzeye dönüştürülmek üzere Sabancı Ailesi tarafından Sabancı Üniversitesi’nin kullanımına tahsis edildi ve 2002’de Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi adıyla ziyarete açıldı. 1951 yılında alınan bu köşkte 1966’ya kadar Hacı Ömer Sabancı ve ailesi yaşadı. Hacı Ömer S...

Hayat müzikal olsa...

Victor Hugo’nun ölümsüz eseri Notre Dame’ın Kamburu’ndan uyarlanan  Notre-Dame de Paris  müzikali orijinal dili Fransızca’da sahnelenmek üzere 9-25 Mart arası  ZorluPerformans Sanatları Merkezi ’ndeydi. Guinnes Rekorlar kitabına ilk yılında en çok izleyiciye ulaşan müzikal olarak giren Notre-Dame de Paris müzikali 1998 yılından beri sahneleniyor. 20 ülkede 4500’den fazla sahnelenen müzikal adeta izleyenleri aşk, mültecilik, güzellik-çirkinlik etrafında döndürüyor. Toplum dışına itilmiş insanları gördüğümüz, kaderi sorguladığımız bir yolculuğa çıkıyoruz ve mültecilik meselesini, toplumdan dışlanmışlığı net bir şekilde görüyoruz. Güzeller güzeli çok aşığı olan bir kız çingene Esmeralda ve çirkin, kambur bir adam Quasimodo... Her şey güzellik mi? Güzel olman ve çok aşığının olması o ülkede mülteci olmanı, o ülkeye ait olmadığını değiştirir mi? Peki, her şey dış güzellik mi? Fiziksel olarak çirkin olsan güzeller güzeli bir kıza aşık olamaz mısın? O kız sana aşık...